Sayı 02

Nisan 2019

Yarın Sensin

İçindekiler:

Yarın Sensin

Sadece seni bekleyen yollar çiziyorum
Gelen çocuk sana geliyor
senin adımlarından önce geliyorum
Sesimin fısıltısında
adını mırıldanıyorum
tanımadığım sana,
Sana dünyayı sunacağım
Sana kalbimi kocaman açıyorum
ellerin açıldığı gibi
Senin için kendiminkiler kadar
büyük mutluluklar diliyorum
Yarın sensin

Her bir hareketinin
alfabesini öğreniyorum
Sana uzay ve vahşi batıdan
hayallerimin şarkısını söylüyorum
Senin için nadir ve değerli
aşkı diliyorum
Dünyanın tüm güzelliğini
parmaklarının ucunda
Yumruklarım sıcak
Yarın için sana
Kendiminkiler kadar büyük
mutluluklar diliyorum
Yarın sensin

Sana bütün kasaları açan
anahtarlar veriyorum
Sana sunulan hapishanelerin
duvarlarını yıkıyorum
Seni bırakmamak için
sonsuza koşuyorum
Sana söylemediğim her şeyin sebebi
senin bunları bilmendir
Çünkü biliyorsun
Küçük bir sabah gibi gelen
çocuk sana geliyor
Senin için kendiminkiler kadar büyük
mutluluklar umuyorum
Yarın sensin

Zaz- Demain C’est Toi

İçinde Bulunduğum ve İçimde Bulduğum Bu Kargaşada

Geçenlerde gördüğüm bir rüyayla bir süredir düşündüğüm bir şeyin farkına vardım: olaylar, olgular, şahıslar ve sahip oldukları arasında kişinin kafasının nasıl karışabileceğinin.
Yaratılan ikilemlerin ve zorunlu tercihlerin dayandığı sebebi fark ettim.
Bir şeyi onaylamanın ötekini reddetmek; reddetmenin de başka bir şeyi onaylamak olduğu zor ama kolay seçimler yapılmasının ve genel kanının halen bunu paylaşmasının sebebi böyle seçimlerin gerek seçim yapanlar gerek seçimi oluşturanlar açısından barındırdığı konfor. Zor ama kolay, zor çünkü bu bir karşıtlar arasılık seçimi ve bu seçimin sonrasında kişiyi bir aidiyet bağıyla bağlaması göz ardı edilemeyecek bir olasılık. Kolay, çünkü indirgenmiş iki seçenek arasından yapılan bir seçim her zaman için daha az kafa karışıklığı ile gerçekleşecek ve son bulacaktır.
Öte yandan bu anlayışın reddedilerek daha özgür, çok seçenek arasından ve zorunlu bağıntılar olmaksızın yapacağı seçimler kişiyi gerek seçerken gerek yaşarken zorlu haller içine sokabileceği gibi kişiyi büyük bir olasılıkla rahat bir anlayışın dışında bırakacaktır. Kişinin kendi haklarını arttırarak eline geçirmesi kendi sorumluluklarını da aynı oranda arttıracaktır. Bir başka deyişle kişinin kendisi olabilmesi ancak birtakım bedeller ödemesiyle mümkündür.
Zaten kargaşanın temel sebebi de budur. Kişinin içinin ve dışının durumu karşısında giriştiği ya da girişmediği muhasebeler, muharebeler ve kendi kendini çıkardığı mahkemeler bütünüyle bunun ürünüdür.Aşk, siyaset, başarı, dostluk, sevgi, fakirlik, cinsellik gibi iç ve dış meselelerin birbiriyle ilişkilendirilmeleri ve değişimlerin kişiyi soktuğu ruh hali kişinin zihninin zincirlerini açıp açmayacağına verdiği kararıyla alakalıdır.

- Mustafa Özaydın

Bilgisayar

Tıraş bıçakları ikiye bölüyorlar sözcüklerimizi.
Kimin ağzından çıkıyoruz?
Evren, şafağın sislerinde yitmiş bir Boeing
Hiçbir şeyi sevmiyoruz bilgisayar çağında
Yıldızların gebeliğini öngörmek yeterli.
Kapak mankeni kızlar geveze şairlere randevu vermiyorlar artık.
Anlamak isteyenler dom dom kurşunu yiyecekler karınlarına.
Ruh, çok pahalı bir köpek: sandviç atılsın kendisine!
Özlem mühürlenmiş.
Kuşkunun onuruna sıkıntımızdan daha uzun metrajlı bir film çevireceğiz.
Kim boşaltacak karşılıksız gözlerimizi
bir banka gibi?
Kutsal dağ hapını içiyor ve hiç gebe kalmayacak
Alain Bosquet

- Alain Bosquet

Çoklem

”“Bir şey ya doğrudur ya da yanlış diyorlardı. Neyin doğru, neyin yanlış olduğundan her zaman emin olamıyorlardı. Emin oldukları tek şey vardı, o da, bir şeyin ya doğru ya da yanlış olduğu. Çimenin yeşil olup olmadığını, atomların titreşip titreşmediğini yada Maine eyaletindeki göllerin sayılarının tek mi çift mi olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bu iddialarının doğruluğu matematiğin ya da mantığın iddialarının doğrululuğu gibi doğrulardı. Tümüyle doğru ya da tümüyle yanlış, siyah ya da beyaz, 1 ya da 0. Oysa söyledikleri derece meselesiydi.“”

“”Olguların hepsi derece meselesiydi. Olgular her zaman bir ölçüde fuzzy, saçaklı veya müphemdi, asla kesin değil. Siyah beyaz olan sadece matematikti ve matematik yapay bir kurallar ve semboller sisteminden ibaretti. Bilim, gri ya da fuzzy olguları matematiğin siyah-beyaz verileriymiş gibi ele aldı. Oysa, dünyaya dair olup da %100 doğru ya da %100 yanlış olduğu ispat edilmiş tek bir olgu yoktu. Yine de, bu böyledir dediler. Yanlış olan buydu ve bu yanlışlıkla birlikte yeni bir şüphe doğdu. Bilim adamları mantık ve matematikte yanılıyor olabilirlerdi. Ve bu yanılgılarında adeta dini bir tarikatın debdebesi ve yobazlığı ile ısrar edebilirlerdi.“”

“Anlaşılan o ki, bilim adamlarına “gri” dünyayı kabul ettirmek sadece bilimsel yetkinlik değil, siyaset bilgisi de gerektiriyordu. Az sayıda bu yetenekteki adamlardan birisi 1921 Bakü doğumlu Lütfi Askerzade idi. Lütfi Askerzade’yi çok değişkenli (multivalued) mantığa getiren, hazretin putları kırmaya teşne yapısı. Meslektaşlarının fizik ve mühendislik problemlerini gittikçe artan bir iştiyakla yüksek matematikle çözme gayretleri dikkatini çekiyor. Alternatif arayışları, çok değişkenli mantık üzerinde yoğunlaşıyor.”

Böylece sosyal bilimlerin, dünyanın ve hayatın dolayısıyla kişinin problemlerini de ikilemsellikten çıkarak çoklem (polylemma) haline bürünür.

Karışık anlam ilgileri ve ilintililerinin içinde bulunmak ve kafa karışıklığı yaşamak, bu durumun yadırganmaması gereken doğal bir sonucudur. Kalıplar konulan anlamlarıyla seçilmekten uzaklaşarak olaylar, durumlar ve öz ilgileriyle yeni hâllere sebep olurken var olan kalıpların hangisine daha uygun olduğumuzun kıyasını da yapmamızı sağlıyor.

Cinsellikle aşk, dostlukla sevgi, arkadaşlıkla sadakat gibi bağlantıların kuruluşu da öznelleşiyor.

‘Derrida, her sorunun ardında iyi ve saf bir çözümün olduğunu düşünme eğilimimizi eleştiriyordu. O, bizim basitlik sevgimizi tedavi etmek ve bizi bilgeliğin çalkantılı doğasıyla kalıcı olarak memnun etmek istedi. Örneğin, kapitalizm-sosyalizm, aşk-seks gibi konularda kafamızın karışabileceğini fakat asla bu konularda sonuca varmak için acele etmememiz gerektiğini ileri sürdü. Bu denklemlerin iki tarafı içime de söylenebilecek yararlı şeyler vardır. Sonuç olarak kapitalizmin hem gösterişli hem günahkâr olması, ya da aşk ve seksin hem sıkı sıkıya bağlı hem de bağlantılı olmaması, gerçekliğin sürekli değişen doğasından ve hilekârlıkla boğuşmaktan kaçınmaktır. Bu kavramlarla kafası çok karışmış ya da kararsız olmak zayıflığın ya da aptallığın bir işareti değildir. Derrida için bu olgunluğun temel unsurudur.

Derrida, bu koşula Aporia (çıkmaz-muamma) diyordu. Aporia’yı bilmekten ve onu ziyaret etmekten gurur duymamız gereken bir ülke olarak görüyordu.’

””: Bart Kosko
“: Alev Alatlı
‘: The School of Life

- Mustafa Özaydın

Yürüyüş

Bir kapıdan çıktım
yürümeye başladım
Hiç tanımadığım yerlerde yürüyorum
yanımda bir kız
yürüyoruz
ben mi takip ediyorum onu
o mu beni
beraber mi yürüyoruz
ayrı mı
aynı yere mi gidiyoruz
farklı mı
bilmiyorum
sadece yürüyoruz
uzun süre
öyle ki hava aydınlığını yitirmeye başlıyor
yavaşça
karşımda bir yer görüyorum
aklımda oraya gitmek var
kız duruyor
başka bir yere gidecek
bir yol ayrımına bakıyor
bir yol ayrımında
bir yol ayrımında

bekliyoruz

gitmiyorum karşımdaki o yere
gitmiyor o da baktığı yere
bana bir şey soruyor
cevap veriyorum
anlıyorum ki
ayrı da olsa bir beraberlik bizimkisi
aynı yolda yürümeye devam ediyoruz
hava gitgide kararıyor
gri, kurşun rengi dağınık sokaklardan geçiyoruz
kimsenin olmadığı dağılmış
ya da dağıtılmış
kız birine adres soruyor
ben ona bakıyorum
hava kararıyor.

- Mustafa Özaydın

Hep bir tebessümle,

Düello

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten? Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim. Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
Yerin yassı taşları tabanımın altında,
Alnımda birleşmekte güneşin raylarından Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de, Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim. Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtemeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

- Ülkü Tamer

KES (Kerkenez)

Ken Loach

SON