Dijital, Kültür Sanat Dergisi

Sayı 07

Bir Adım Daha

Şubat 2020



Baş Ağrısı, İsteksizlik ve Aptallaşma Üzerine


Etkisi gittikçe artan sindirici hayat düzeninin ortasında bir şeylere çabalıyorsak iyi şeylerin bizim için ve kendi hayatlarımızda yeri olmayacaksa bile başkaları için gerçekleşmesine en ufak bile olsa bir katkıda bulunmak içindir.

Aptallaşma ile geçen ayların ardından buradayım.

Güç... Güç durumdayım. İnsan bataklığı, seçilmemiş akrabalıklar, seçilmemiş işler, seçilmeyen ve daha her ne varsa onların anlamsızlığının ve beyhudeliğinin tam ortasında.

Bu paragrafı bir çocuk gibi yazacağım, zaten başka türlüsü de elimden gelmeyecek. Evde bir tek ben kitap okuyorum, üzücü. Sanırım aynısı ülke için de geçerli. Ya da hangi başka birim varsa... Evde bir tek ben rasyonel bakış açısına sahibim, keşke öyle olmasa, sanırım aynısı ülke için de geçerli, -Thomas Paine, The Age of Reason'ı (Akıl Çağı) 1794'te yayımlamış. Yaklaşık 225 sene kadar önce... "Bir insan mesleki inancını gerçekte inanmadığı şeylerin hizmetine sunacak kadar ahlakını kaybetmiş ve aklının iffetini satışa çıkarmışsa her türlü suçu işlemeye açık hale gelmiştir." Paine, böyle demişti. Kimin neye inandığını ve bunları ne şekilde sıraladığını anlamak kolay değil. Yapılanlar sahiden benimsenen doğruların tercihleri mi yoksa çıkarların mı? Bilmiyorum.-

Neseplerle, din ve mezheplerle bir ben ilgilenmiyorum. Diğer seçilmeyen anlamsız değerlerle de öyle. Ölüm bir tek beni üzmüyor.

-Üzse neyi değiştirir?... - Hayat yeterince kötü değilmiş gibi (kötü veya değil bilinilen bir hayat bilinmez ölümden her şekilde yeğdir. En azından genel olarak) Doğmadan önce tüm bu şeyler boyunca her neredeydim? Ben bunu soruyorum, ölümü değil. Yastan nefret ediyorum. Hep ettim.

Evde bir tek ben yarına bakıyorum, keşke öyle olmasa. Her şey kararlaştırılmış, paketlenmiş, bilinir bir yarın önümüze türlü baskılarla konuluyor. Bilinir bir yarın... Umarım aynısı ülke için de geçerli değildir. Ülkü Tamer "Tanıdığı üç beş kişiyi halk sananlar vardı." diyordu. Evde bir tek ben tanıdığım insanları milletleştirmiyorum. Keşke öyle olmasa, umarım aynısı ülke için de geçerli değildir. İyiyi ummaktan ve uğraşmaktan başka çare yok.
Ve, aa.. Sanırım biraz uzun zaman olmuştu: Merhaba

Editör

Fırtına


Lümpen evinde sabahı düşünüyor
korku dolu
Bina titriyor korkuyla

Çocukların ve Kuzey Suriye'nin zaptını
Bulguru, resmi tatilleri, kimin kime ne dediğini
Okumuşların ve mültecilerin göç edip edemeyeceğini
Okulların ve yolların açılmasını
Depremi, salgını, çığı
Gümbürtüyü ve felaketi merak ediyor
Fırtına gümbürdüyor
Lümpen korkuyor, bilmediğinden korkuyor, görmediğinden korkuyor, işine geldiğinden korkuyor, adet yerini bulsun diye korkuyor,
sadece korkmak gerektiği için korkuyor
Bir yerinden edileceğinden bir ezileceğinden bir beslediğinden korkuyor bir ötekinden korkuyor bir ezdiğinden korkuyor. Bir kendinden korkuyor.
Aydınlıktan korkuyor ve ona yaklaşanları da korkutuyor
Herkesten korkuyor korkması
Herkesten nefret ediyor etmesi
Herkese tapıyor tapması
Herkesten kaçıyor kaçması gerekmeyen
Her şeyi öldürüyor yaşatması gereken


Birleştiğimiz yarından önce

Fırtına gümbürdüyor

Mustafa Özaydın

Benim En Küçük Hakkım

Birazdan ılık, tatlı uykular sarar bakarsın,
bakarsın sırtıma bir sıcaklık gelir,
birdenbire bakarsın,
karanlıklar ortasında başlar tutuşmaya
benim anadan doğma insan tabiatım.

Birazdan ılık, tatlı uykular sarar bakarsın,
bakarsın sırtıma bir sıcaklık gelir.
Bakarsın ne böyle sessiz sedasız yaşamaya mahkûmum
ne böyle sensiz yaşamaya mahkûm.

Sen ve ben,
bir de kocaman güneşleri
ve aydınlık denizleriyle
o sarışın mavi şehir.

Ben cıgara içerim,
kitap okurum,
sana bakarım ben.
Sen oturmuş yemek hazırlarsın.

Birazdan ılık, tatlı uykular sarar bakarsın,
bakarsın sırtıma bir sıcaklık gelir.
Birdenbire bakarsın,
senin yanan saçlarında ve ellerindedir
benim ağlayan elim.

Sanki ne luzum vardı böyle uykulara,
sanki ne lüzum vardı, güzelim?
Benim en küçük hakkımdı seni sevmek,
ellerinden, çenenden tutmak senin,
beraber yemek yemek,
beraber bakmak sulara,
yürümek geceleyin.

A. Kadir

Olduğun Gibi Gel


Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!
Saçının örgüleri çözüldüyse
Ayrımı düzgün değilse
Korsenin kurdeleleri bağlanmamışsa, aldırma!
Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!

Çimenlerin üzerinden, koşar adımlarla, gel!
Dudağının boyası çiğ taneleriyle silindiyse
Ayaklarında şıngırdayan bilekliklerin gevşek duruyorsa
Kolyenin incileri koparak yere düşüyorsa, aldırma!
Çimenlerin üzerinden, koşar adımlarla, gel!

Gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor, görmüyor musun?
Irmağın karşı kıyısından turnalar havalanıyor
Ve anında, rüzgar gibi, arka arkaya
Geniş fundalıklar üzerinden geçip gidiyorlar
Ürkmüş koyun sürüleri ağıllarına koşuyor
Gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor,görmüyor musun?

Aynanın önündeki feneri yakma boşuna
Alev yine titreyecek ve rüzgar onu yine söndürecek.
Gözlerin sürmesiz olsun, ne fark eder ki?
Gözlerin gökyüzündeki bulutlardan daha siyah, bilmiyor musun?
Aynanın önündeki feneri yakma boşuna

Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!
Çiçeklerden tacını öremediysen, ne önemi var?
Bileziğinin kopçası kapanmıyorsa, bırak kalsın
Gök bulutlarla kaplandı ...Vakit geç oldu
Olduğun gibi gel, süslenmek için uğraşma!


Rabindranath Tagore

Karıma Altıncı Evlilik Yıldönümü Armağanı


silahımsın
başım havalarda gezerim
en yıkık günlerimde bile


atımsın
ölümü çiğnetmedin düşmana
karanlıkta kurşun yağarken üstüme


karımsın
dölümü paylaşan tarlamsın benim
kollarımda uyuttuğum geceler seni
göğsüne sığındığım geceler senin
öfkemi bir tabanca gibi denediğim geceler
sende
kulaç atmışcasına Kızılırmak'ta
yorulup düştüğüm geceler senden
ve ilk görüyormuş gibi baktığım gözlerine
kızıltılı sonbaharlar
alabulut yazlar
tren tren yolculuklar


seni ben
ekmek paramız olmadığı günlerde de gördüm,
yiğittin.
seni ben
korkunun kara tırnaklı elleri
bileklerime bir hayalet gibi sarıldığı
günlerde de gördüm, yiğittin.
seni ben
zorlayıp o peygamber köşkünün kapılarını
hücreme temiz çamaşır ve sigara ve selam
yolladığın günlerde de gördüm, yiğittin
bir çift ateş karanfil
bir dost kitap
ve bir bardak su gibi beklediğin günler de
oldu
hasta yatağımın başucunda, yiğittin.


soframızda kuşsütü balık yumurtası yoksa da
işçi ellerinin tadı
aydın gözlerinin balı var
ne zaman kekik koksa
gül koksa çamaşırlarım
elma erik ceviz zeytin portakal
anam koksa çamaşırlarım
ucuz çamaşırlarım
ucuz sabunlarda ellerini anımsarım


ellerin
canım karım ellerin
yaban güllerine mısırlara pırnallara değen
ellerin
ellerin
canım karım ellerin
iki taştan bir undan eden ellerin
ve göller bölgesinin gül bahçelerinden
gül toplar gibi haziranda (şafakta)
çetin kitaplardan bal toplayan ellerin


canına okumuşlar ekmeğimizin
zincire yatırmışlar delikanlı günlerimizi
kan etmişler ellerimizi düşlerimizi
canım gülüm
kan


gayri bize ölüm yok


kavgayı
şiiri
ve seni çok seviyorum.

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Elle & Palimpsest

Bir adım
Ateşler içinde yandığımı fark etmek için
Bir adım kar altında yürürken cennette
ateşler içinde yandığımızı anlamak için
Bir adım
Boşluktan kan boşanarak düşmek için
Bir adım
uçmak için

Mustafa Özaydın

SON




'Fırtına' çok iyi olmuş elinize sağlık.

Zeynep