Çoklem
Nisan 2019 | Sayı 2 | Sayfa 04
Mustafa Özaydın

Çoklem

”“Bir şey ya doğrudur ya da yanlış diyorlardı. Neyin doğru, neyin yanlış olduğundan her zaman emin olamıyorlardı. Emin oldukları tek şey vardı, o da, bir şeyin ya doğru ya da yanlış olduğu. Çimenin yeşil olup olmadığını, atomların titreşip titreşmediğini yada Maine eyaletindeki göllerin sayılarının tek mi çift mi olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bu iddialarının doğruluğu matematiğin ya da mantığın iddialarının doğrululuğu gibi doğrulardı. Tümüyle doğru ya da tümüyle yanlış, siyah ya da beyaz, 1 ya da 0. Oysa söyledikleri derece meselesiydi.“”

“”Olguların hepsi derece meselesiydi. Olgular her zaman bir ölçüde fuzzy, saçaklı veya müphemdi, asla kesin değil. Siyah beyaz olan sadece matematikti ve matematik yapay bir kurallar ve semboller sisteminden ibaretti. Bilim, gri ya da fuzzy olguları matematiğin siyah-beyaz verileriymiş gibi ele aldı. Oysa, dünyaya dair olup da %100 doğru ya da %100 yanlış olduğu ispat edilmiş tek bir olgu yoktu. Yine de, bu böyledir dediler. Yanlış olan buydu ve bu yanlışlıkla birlikte yeni bir şüphe doğdu. Bilim adamları mantık ve matematikte yanılıyor olabilirlerdi. Ve bu yanılgılarında adeta dini bir tarikatın debdebesi ve yobazlığı ile ısrar edebilirlerdi.“”

“Anlaşılan o ki, bilim adamlarına “gri” dünyayı kabul ettirmek sadece bilimsel yetkinlik değil, siyaset bilgisi de gerektiriyordu. Az sayıda bu yetenekteki adamlardan birisi 1921 Bakü doğumlu Lütfi Askerzade idi. Lütfi Askerzade’yi çok değişkenli (multivalued) mantığa getiren, hazretin putları kırmaya teşne yapısı. Meslektaşlarının fizik ve mühendislik problemlerini gittikçe artan bir iştiyakla yüksek matematikle çözme gayretleri dikkatini çekiyor. Alternatif arayışları, çok değişkenli mantık üzerinde yoğunlaşıyor.”

Böylece sosyal bilimlerin, dünyanın ve hayatın dolayısıyla kişinin problemlerini de ikilemsellikten çıkarak çoklem (polylemma) haline bürünür.

Karışık anlam ilgileri ve ilintililerinin içinde bulunmak ve kafa karışıklığı yaşamak, bu durumun yadırganmaması gereken doğal bir sonucudur. Kalıplar konulan anlamlarıyla seçilmekten uzaklaşarak olaylar, durumlar ve öz ilgileriyle yeni hâllere sebep olurken var olan kalıpların hangisine daha uygun olduğumuzun kıyasını da yapmamızı sağlıyor.

Cinsellikle aşk, dostlukla sevgi, arkadaşlıkla sadakat gibi bağlantıların kuruluşu da öznelleşiyor.

‘Derrida, her sorunun ardında iyi ve saf bir çözümün olduğunu düşünme eğilimimizi eleştiriyordu. O, bizim basitlik sevgimizi tedavi etmek ve bizi bilgeliğin çalkantılı doğasıyla kalıcı olarak memnun etmek istedi. Örneğin, kapitalizm-sosyalizm, aşk-seks gibi konularda kafamızın karışabileceğini fakat asla bu konularda sonuca varmak için acele etmememiz gerektiğini ileri sürdü. Bu denklemlerin iki tarafı içime de söylenebilecek yararlı şeyler vardır. Sonuç olarak kapitalizmin hem gösterişli hem günahkâr olması, ya da aşk ve seksin hem sıkı sıkıya bağlı hem de bağlantılı olmaması, gerçekliğin sürekli değişen doğasından ve hilekârlıkla boğuşmaktan kaçınmaktır. Bu kavramlarla kafası çok karışmış ya da kararsız olmak zayıflığın ya da aptallığın bir işareti değildir. Derrida için bu olgunluğun temel unsurudur.

Derrida, bu koşula Aporia (çıkmaz-muamma) diyordu. Aporia’yı bilmekten ve onu ziyaret etmekten gurur duymamız gereken bir ülke olarak görüyordu.’

””: Bart Kosko
“: Alev Alatlı
‘: The School of Life

- Mustafa Özaydın