Konsort Prens
Mayıs 2020 | Sayı 8 | Sayfa 01
M .Rak BÖLÜM 1

Konsort Prens

Konsort Prens

Tüm bunlardan sonra…



Caddede bir başıma yürüyordum. Bununla birlikte yalnız olmadığımı da biliyordum. Bir portakal aldım, iç cebimdeki kalemle delip elimle soymaya başladım. Genç bir hanım eliyle atkısını düzelterek sokağın köşesinden hükümete yürüyordu. Kar yağıyordu. Dört gündür bir an bile durmaksızın ağır ağır …
Yaşlıca bir adam köşeyi döndü, kadına yetişti. Kafe çoktandır terkedilmişti, masanın tuttuğu karda kaybolan portakalın bir parçasını ağzıma attım. Saat dokuzu dokuz geçiyordu: son iki haftadır olduğu gibi
Yeniden yürümeye başladım. Uzaktan bir televizyon sesi geliyordu. Evin köşesine yaklaşıp dikilmeye başladım.
…Karantinanın uygulanması ve bu süreçte verilecek hizmetlerle, ulaştırılan kaynakların dağıtımının sevk ve idaresi belediyelerce sağlanacaktır. Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı işleyişi denetleme yetkisine sahiptir. Kolluk kuvvetleri hizmetlerin sevk ve idaresine yardımla yükümlüdür.
Olağanüstü hâl kapsamında başbakan konusu her ne olursa olsun kararname çıkarma yetkisine sahiptir. Meclis, oy birliğiyle doksan gün süreyle tatil edilmiştir. Yarın sabah saat 06.00 dan itibaren otuz gün süreyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.



Ağır adımlarla markete yürümeye başladım. İçeride pek bir şey kalmamıştı ve kimse yoktu. Raflardan birinde bir paket bisküvi kalmıştı. Pardösümün cebine koyup sokağa doğru adımımı attığım anda yine aynı kızı gördüm. Hızlı adımlarla yürürken uzun sarı saçlarına kar taneleri atıştırıyordu.Koyu renk kabanının altında göğsü yavaşça inip kalkıyor, uzağa bakarak dalgın ama hızla yürüyordu.
Kıztaşı’nın köşesinden köprüye doğru giderken aniden partiye uğramak geçti içimden. Merdivenleri çıkarken içerde birilerinin varlığını belli edercesine sesler ve birbirine girmiş tütün ve tütün kolonyasının buhuru koridorun başından hissediliyordu. Oya odanın kapısını kapatmış, holde İskandinav sandalyede sessiz oturuyordu. Koltuğa oturup ayağımı çeldim ve bir sigara yaktım. “Onlar bitti, bir de sen başlama” Güldüm.” Duman yüzünden mi buradasın” Benden on yaş kadar büyüktü. Göğsündeki pirinç broş gözümü alıyordu. Ayağa kalıp odanın kapısına yaklaştım. “Gerçekten içeri girecek misin… hem bu kılıkla” İçerde gürültüler geliyor; kahkahalar, küfürler havada uçuşuyordu. Ara ara hafif öksürük sesleri geliyordu lakin bu salgından mıydı, yaşlılıktan mı, yoksa tütün ve boğucu havadan mı yahut bunların hepsinden mi mütevellitti anlamak kolay değildi. Pes bir ses bir şeyler anlatıyor kimi zaman kesilip yeniden devam ediyordu.
Öyle endişeyle bakışıyorduk ki konuşma ihtiyacı duydum.
“Burada mısın?”
“Öyle gözüküyor…” sustu. “Sen ne yapacaksın”
Bakır rengi saat on biri vuruyordu. “Eve gideceğim. İyi şanslar…” Merdiveni hızlı adımlarla indim. Köprüyü mü geçmeliyim gerisin geri dönmeli miyim bilmeyerek sahile oturdum.
Neyin nesiydi tüm bunlar, niye oluyordu, niye bana oluyordu. Ya da bunu size niye anlatıyordum bilmeksizin bekliyordum. Sadece bekliyordum. Bir martı pike yaptı, alçalarak parkın önündeki anıt taşına kondu. İn cin top oynuyordu. Dokuz yıl öncekinin aksine
Ayağa kalkıp eve yürümeye başladım. Üşüyen ve kanlanan gözlerim gözyaşı zerreleri oluşturuyor silmedikçe beni daha çok üşütüyordu. Kar şiddetlenip fırtına halini aldı, göz gözü görmüyordu. Rüzgâr, kar tanelerini büyük bir hızla döndürerek tokat gibi yüzüme vuruyordu.
Eski Merkez Bankası’nın önünden ilerlemeye devam ettim. Soluklanmak için köşeyi dönüp Şimdi’nin viranesine oturup atkımı çözdüm. Yerine inşa edilecek garabetin projesiyle akrandım buna rağmen bir biçimde Şimdi duruyordu.
Kar büyük bir hırsla her şeyin üstünü örtmeyesiye yağıyordu. Saatin kaç olduğunu anlamamın en ufak ihtimali kalmamıştı. Göğün karanlığı incecik bir ışık gibi fırtınanın içinden arada bir kendini uzatıyor her yeri dolduran sonsuz beyaz gözümü acıtıyordu. Hava sesi absorbe ediyor, rüzgârın uğultusunun altında derin ve umutsuz bir sessizlik yaratıyordu.
Kısmen ahşap, tuğla betondan bina soğuğu ve nemi çekip içerisini dışardan bile soğuk yapıyordu. Yalnız duvarlar içerisini fırtınadan koruyor ve bir parça dışarıdan ayırıyordu.
Duvarın köşesinde hafif bir karaltı belirdi. Biri yavaşça ilerliyordu. Sonra durdu. Niye durdu
Parmaklarımdan ikisi ve sol ayağım uyuşmuştu. Güçlükle ayağa kalkıp kapıya ardımdan sertçe iterek dışarı çıktım.


“Siz kimsiniz, yaklaşmayın”
“Sizin gibi yürürken, buraya sığındım. Korkmanıza gerek yok.”
“Nereye gidiyorsun”
“Eve… lakin beklemek mecburiyetindeyiz.
(Sessizlik oldu, kar hafifliyordu.)
İçeri girebilir miyiz …
Girmezsek zatürre olmak için virüse ihtiyaç duymayacaksınız.”


İçeri girdik, nefeslerimiz gözüküyordu.


“Aç mısınız?”
“Neden sordunuz”
“Cebimde bisküvi olacaktı.”
“Hayır teşekkürler”


Hafifleyen kar, iri taneler halinde atıştırmaya devam ediyordu. Karşımda hafifçe titriyordu,
uzun sarı saçlarında kalan tek tük kar taneleri eriyecek oluyor buharlaşmak yerine su damlaları haline gelerek arada bir damlıyordu. Bordo kaşe bir kaban giymiş, kırmızı ekose bir atkı bağlamıştı.




“Bugün sizi ilk görüşüm olmadığına yemin edebilirim.”
“Yasaktan önce babamı ve birkaç yeri daha ziyaret etmek istedim.”


“Ya,siz”
“… hava almaya çıkmıştım.”
Mütemadiyen yere bakıyordu, yerde kısmen bozulmuş lakin çok güzel, “Mavili Kadınlar” freskinin reprodüksiyonu bir mozaik vardı.


“Saatiniz var mı”
“Üçe çeyrek var.”


.
.
.
“Nereye gideceksiniz”
“Karşıya geçecektim ama köprü kapanmış olmalı”
“Kapanmamışsa bile ulaşmanız mümkün değil.”


Üşümekten bir hal olmuş karşı karşıya titriyorduk. Zangırdayan dişlerime rağmen zorlukla konuşmaya başladım.
“Gitmek zorundayız,”

Susuyordu. Göz göze geldik.
“Nereye”
Ayağa kalktım.
“Eve…
gelmeyecek misiniz?
… burada kalmanızın imkanı ve lüzumu yok, benimle geliniz”


Su yeşili gözleri vardı.


“Size niye güveneyim”
“Çünkü buna mecbursunuz”
“Ben hiçbir şeye mecbur değilim… beni tanımıyorsunuz”




“Bu önemli değil. Bir şey bizi bir biçimde bir araya getirdi, bunun güç gözüktüğünün farkındayım ama bana bir şans vermelisin”
Gülmeye başladı.” Hangi filmdendi bu Before Sunrise mı”
Ben de güldüm, gülmek iyiydi, ısıtıyordu, yüzünde mütereddit sıcak bir tebessüm kalmıştı.




“Yakında mı”
“nNe?
“Eviniz, yakında mı”
“Üç sokak ilerde
…merak etmeyin ”


Güçlükle dışarı adım attım, her yanım uyuşmuştu. Kar durmuş; günler sonra fırtına dinmiş, gökyüzünün zifiri karanlığı hafifçe yırtılıyordu, dağılan havanın ardından ayaz başlamıştı. Karların arasından bata çıka ilerliyorduk.



Devam Edecek…