İkimizin Hediyesi
Sislerin içinden göğe doğru yükselen bu ev, uzaktan bakıldığında bir gölge gibi duruyordu. Yeni taşınmıştık. Medeniyetten uzak, karanlığın karabasan gibi çöktüğü bir mahalledeydi, sakin ve gizemli havası beni rahatsız etmiyordu; tekinsizlik benim için yeni bir şey değildi çünkü. İlk günlerimiz yeni bir eve taşınmanın getirdiği heyecanla geçti. Bense kafamın içinde dönüp dolanan, hiç yaşanmamış olmasını dilediğim o anı unutamıyorum.
Zil sesiyle bir elin alacaklı gibi kapıya vurmasına uyandım. Sabahın erken saatleriydi. Kalın yorganı atmaya çalışarak yataktan kalktığım sırada hava yeni aydınlanıyordu. Ev buz gibiydi. Ayılamamış bir şekilde sağa sola çarpa çarpa kapıya ilerledim ve kilidi indirerek kapıyı açtım.
"Hah şükür, Ayla!" diyerek aceleyle içeri atladı. "Ne işin var bu saatte burada? Ödümü patlattın!"
Yatak odasına doğru baktım ve eşim Kara'nın uyanmamış olmasını diledim. Bana arkasında tuttuğu büyük kutuyu uzattı, gözlerine ulaşmayan rahatsız edici gülümsemesiyle baktı.
"İkizimi çok özledim, hem hediye de getirdim."
Merakla karışık bir sinirle baktım. Kutuyu elime tutuşturdu ve koridoru hızlıca geçip salona doğru geçti, peşinden gittim kutuyu da fırlatır gibi koltuğa attım. Birden olduğu yerde durdu, ölüm gibi bir yavaşlıkla arkasını döndü, kafasını yana yatırdı. Gözlerimi delen bakışlarıyla beni incelemeye başladı.
"Ona zarar vermeyi düşünme sakın. Özellikle senin için bu kardeşim."
Tüm kaslarımın gerildiğini hissettim. İkizim her zaman bu etkiyi yaratmıştır bende. Benimkine tıpatıp benzeyen gözler bana düşmanca bakıyordu. Sol gözünün hemen altındaki, bizi birbirimizden ayıran bene ilişti gözlerim. Parmakları kırmızıya bulanmıştı, bir şeyler çizmişti sanırım, küçüklüğünden beri çizerdi, insana ürperti veren çizimler... Birden kollarıma atılmasıyla kendime geldim. Kollarımı hareket ettiremeyeceğim kadar sıkı sarıldı, gözlerini ensemde hissediyordum. Geri çekilirken kulağıma doğru fısıldadı.
"Artık bizi kimse ayıramaz."
Ensemden omurgama kadar yayılan bir ürpertiyle kalakaldım, ben tepki veremeden geldiği hızla çıkıp gitti...
Leyla geleli iki gün geçmişti ama hala o büyük kutuyu bir türlü açıp da içinde ne olduğuna bakamamıştım. Ama bu sabah farklıydı; Kara, dışarı çıkmıştı. Bir kahve yapıp balkona geçmiş günün tadını çıkarıyordum. Birden aklıma geldi. Leyla'nın her zamanki tuhaflıklarından biriydi muhtemelen. Evet, korkacak bir şey yoktu. Evin depo olarak kullandığımız karanlık küçük odasından kutuyu almaya yöneldim. Bir çırpıda üzerindeki bantlar çözerek hediyeyi kutusundan çıkardım. Bir tablo; gri ve siyah tonlarıyla boyalı, bahçeli bir evin önünde, üzerinde beyaz uzun elbisesiyle küçük bir kız duruyor. Elinde beyaz, tavşana benzeyen bir oyuncak, bir şeyler çok tanıdık ve tekinsiz. O küçük kız bana mı benziyor? Birden aklıma geldi, çocukluğumuzun geçtiği bir zamanlar ailecek yaşadığımız kabus dolu o yer. Leyla, tıpkı bir parazit gibi hayatımın her anını bana zehir ederdi. Annemle babamı bana karşı kışkırtır, arkadaşlarımı bana düşman ederdi. Her zaman izleyen o gözler...Beni küçük bir kutuya saklamış gibi hissederdim. Tıpkı bir gölge gibi beni her yerde takip ederdi.
Tabloya bakmaktan kendimi alamıyordum. Sanki o küçük kız Leyla gibi gözlerini dikmiş bana bakıyor, beni izliyordu. Tabloyu duvara astım ve mutfağa doğru ilerledim. Kafamı dağıtmak için akşam yemeğini hazırlamaya koyuldum. Düşüncelere dalmıştım ki evin içinden gelen ayak sesleriyle yerimde zıpladım. Üst kattan geliyordu sanırım. Mutfak kapısından karanlık koridora bakarken ayak sesleri koşmaya dönüştü.
Panikledim, hemen gidip ışıkları açtım.
"Kara, sen mi geldin hayatım?"
Cevap yoktu. Korkuyla tek tek tüm odaları kontrol ettim. Küçük odadan gelen bir gülme sesiyle irkildim. Yavaşça ilerledim, orada duruyordu. Tablo. Resme tekrar bakmamı söyleyen sesi dinledim. Bir şeyler farklıydı... Küçük kız elini kaldırmış bana işaret ediyordu. Aklım bana oyun oynuyordu. Koridorun ışığının birden sönmesiyle kafamı çevirip koridora baktım. Kimse yoktu. Kalbimin atışını boğazımda hissederek tekrar resme baktım. Bu sefer küçük kız daha da yakınlaşmıştı. Geri adım atmaya çalıştım, bacaklarımı hareket ettiremiyordum.
"Gerçek değil, hayır, rüya görüyorum, hayır!"
Oda buz gibiydi, titriyordum. Tırmalama sesleri her bir yanımı sardı. Gözlerimi kapadım, uyanmam gerekti.
"Uyan, Ayla!"
Gözlerimi yavaşça açtım, oradaydı. Kocaman yırtık gülümsemesiyle bana bakıyordu. Gözyaşlarım yanaklarımdan akmaya başladı, başım dönüyordu.Gözlerimi ayıramıyordum. Tablonun iki yanından çıkan kırmızı eller bana doğru uzanıyordu, şimdi ben de gülümsüyordum.
"Artık bizi kimse ayıramaz, kardeşim."
Kara eve geldiğinde yoğun yanık kokusunu fark etti, mutfağa koştu ve yemeğin altını kapattı. Ayla'ya seslendi ama hiç ses yoktu. Koridordaki siyah ayak izlerini takip ederek küçük odaya doğru yöneldi. Daha önce orada olmayan o tabloyu gördü. El ele tutuşmuş iki küçük kız tuhaf gülümsemeleriyle ona bakıyordu...
Günsu Karataş
Interior with the Artist's Easel - Vilhelm Hammershøi — Google Arts & Culture

