Film Köşesi: Kurtuluş / Emin Alper
Hikaye iyi ve yaşanmış olduğu hissediliyor gerçek bir olaydan yola çıkıldığı için başka türlüsü beklenemez herhalde ama temeli sınıfsal olan bir hikâyede bile sınıfsallık ve üretim ilişkileri bir detay gibi. Üretim araçlarının kaybını namus ve dinin elden gidişi olarak okumalarında bir beis yok. Karakterin bozulan psikolojisi ve taassubu çok gereksiz. Belki başka yerde daha uzun tartışılması gereken evrensel olmak isteme problemi burada da var. Gerçeği evrensel temalara dokunma adı altında geri plana atan yönetmen, daha da önemlisi güç ilişkilerinde devletin rolüne değinmemesiyle haklı olarak büyük tepkiler aldı.
Şeytan, mitler ve dinsellik üzerinden meselenin açıklanması da öyle bu Kürt İsyanları'nın geri kalmış inançlı kesimlerle seküler devlet arasındaki çatışmadan çıktığını söylemeye benziyor, elbette bunun karşı çıkmanın bir görünümü olduğuna dair seyirciye bel bağlayan dolaylı okumalara film müsait ama esas sorun da bir nevi burada başlıyor. Kutsal Motor'un ilgili bölümünde[1] de bahsedildiği gibi Emin Alper'in diğer filmlerinin aksine gerçek bir olayı ele alması kendisinin zaten çalışmayan, olan biteni işleyip bir dünya içinde soyut temalara ilerleme içerikli temsil sanatında kendi içinde de sorunlu bir tablo ortaya koyuyor. Önceki filmlerinde gerçeği saptıran, indirgemeci ve faili belirsizleştiren anlatısı bir temsil dünyası içinde zaman mekân olmaksızın işleyişiyle kendi içinde yanlış da olsa bir anlam ifade ediyordu.


Kurtuluş'ta ise gerçeğin eksik ve yanlış anlatıldığı açıkça ortaya çıkıyor. Yine gerçeği aktarmak yerine kendi politik şemasında bir yere oturtuyor gibi. Olayın gücünden dolayı Kurak Günler'e kıyasla gerçekle kurduğu sorunlu da olsa ilişki filmi önceki filmin önüne koysa da genel toplamda festivale dönük kendisinin olmayan bir hikayeyi ele alan filmden çok bir makaleye benzeyen bir iş izlediğimi söyleyebilirim. Bu da aslında sanatın neliği üzerine bir yere bizi götürüyor, bir eserin fikirleri olmasıyla sosyoloji makaleleri arasında büyük bir fark var, belgesel anlatının tersi, kendi yaşamadığı bir gerçek olay üstünden tamamen kendi fikirlerini ve okumasını anlatması filmi bir eser olarak gerçekle ilgisiz kılmış. İlgili röportajda[2] da söylendiği gibi bu olayı anlatmanın önemli olmadığını aksine bir temayı "evrensel" duyguları verebilme amacıyla olayı nesneleştirdiğini, olayın yeri ve zamanının önemli olmadığına dair anti materyalist anlatı biçimi estetik anlamda anlamsız olmasının dışında gerçekle örtüşmediği için de haliyle gözüme batıyor. Yönetmenin felsefesindeki problem bu filmde de değişmeden kalmış, insanların şartlardan dolayı verdikleri kararların çelişkiler yaratmadığı, bir kere daha hikayenin özcü ve Arendtçi kötülüğün sıradanlığına götürüldüğünü görüyoruz. Anlatının kendini sürekli olarak metafizik dünyaya çekme çabasının da gerçek dışı olduğunu söylemeliyiz. Film bizim için değil festival için yapılmış ve Doğu'nun batıl inanışlarıyla işçileşme süreçlerini ve Kürt sorununu üstünkörü bir paketle Batı'ya sunmakta gibi. Emin Alper'in sanatsal tarzını sevmemekle beraber kendi içinde tutarlı ve izlenesi bir iş için kendini ve bildiklerini anlatmasının daha iyi sonuç vereceğini düşünüyorum dış dünyayı nesneleştirmek yerine.

[1] "Emin Alper'den Kurtuluş, En Kötü 10 Oscar'lı Performans, Bride, Rooster | N'aber Sinema #90" Kutsal Motor, 13 Mart 2026, https://www.youtube.com/watch?v=4KzTmxxeLaE
[2] "Bizim Mahallenin Saldırganlığına Şaşırıyorum - Orada Rahat Mısın Emin Alper?" Mirgün Cabas, 9 Mart 2026, https://www.youtube.com/watch?v=HpGHM1qLRY4